June 19th, 2013

egekayacan:

GEZİ EYLEMLERİNE SOĞUKKANLI BİR BAKIŞ

İşin başında eylemcilerle aynı saftaydım…

Sonra bir gün televizyonda Yiğit Bulut’u izledim. Oynanan büyük oyunu anlatırken gösterdiği tavizsiz duruştan çok etkilendim! Tıpkı saçları gibi bir milim yerinden oynamıyordu. Acaba, dedim…

İnanması çok zordu…

June 5th, 2013
candın sen

candın sen

(Source: mehmetinanir)

May 26th, 2013
felonyfey:

decayedintelligence:


There is this flooding happening in Norway now and apparently it washed up this really old burial ground, so there is a bunch of century old humans bones floating around right now.


Norway - forever the most metal country ever.


Norvec de sel sonrasi mezarliklardan eski kemikler sokaklara dagilmis. Metalin en gercek vatani.

felonyfey:

decayedintelligence:


There is this flooding happening in Norway now and apparently it washed up this really old burial ground, so there is a bunch of century old humans bones floating around right now.

Norway - forever the most metal country ever.

Norvec de sel sonrasi mezarliklardan eski kemikler sokaklara dagilmis. Metalin en gercek vatani.

(Source: mansonyouth, via kpoppinspock)

May 25th, 2013

Bu kayittan daha guzelini bulamadim. Ilk kez bu halini dinlemistim, baska kimden dinlediysem sevemedim de. Senin gibi. Seni tanidiktan sonra baska kimseyi gormedi gozum. Hayatimi senle doldurdum. Kayitin basinda titrek sesiyle ” thaankk youu” diyen bu ecnebi kadinda da seni buluyorum hemen her seyde buldugum gibi. Senin gibi naif, baska bir dildeki sarkiyi kendi sahiplerinden daha guzel ve inanarak soyluyor. Senin hep yaptigin gibi. Sonsuz bir sanat ve yaratma aski, sarkinin icine yagmur damlalari serpistiriyor senin gibi. Seninle ipek yorgan ortunesim, baklava yapmayi deneyip hamur edesim geliyor.
Islak, heyecanli ellerimi hatirliyorum senle bir taksinin icinde. Hatirladigim en eski animiz. Islak ellerimle sevdim seni. Yagmur yagar gibi icime. Bir saat sonra 26 mayis 2013 olacak ve 30. Kez sen o cemberin etrafinda yurumus olacaksin rakamlarla hesaplamam gerekirse. Bana kalsa 300 yildir sever gibiyim seni.
Benim icin o kadar degerli ki, sukur edip uyuyacagim bu gece. Mevlam kulu , sevdim seni. Iyi ki sevdim seni. Iyi ki dogdun.

May 18th, 2013

Zamanin elleri

Zamanin hizla gecmesini diledigim cok zaman oldu. Simdi de oyle. Ama bazen de cok hizli gecmesin diyorum. Ya da atlaya atlaya gecsin. Arkama bakmadan kacip gideyim. Kahkaha atarak gideyim. Ayrildiktan bir saat sonra , uc gun gormemis gibi ozlemeye basladigimin yaninda olayim hep. Kimse karismasin ve merak etmesin. Biz cok iyiyiz ve iyi olacagiz. Siz bize birakin her seyi. Simdiye kadar degistirmeye calismadik birbirimizi, yargilamadik, suclamadik. Her seyi dogru yaptik cunku tam tersi cok sacmaydi. Mantiksizliktan kactik. Merhameti getirdik, sabri getirdik, en cok sabri. Beyaz ellerimizle bembeyaz bulutlari elledik. Sinirsiz cay icin sinir sahibi olduk. Belki de degistik. Ama beraber. Kusemedik hic. Kibritci kizi cok sevdik. Iki tane tavsani da. Kendimizi birbirimizi sever gibi. Sigur Ros u cok sevdik. Saksafonlari ve piyanolari da.
Bu bir suru sey yuzunden, zaman bizi kenetlesin diye gun sayiyoruz. Corap satan teyzenin yerine bakiyoruz kaldirimda dinelip ve kahvalti ismarliyoruz esmer koltuk degnekli adamlara. Utanmasin diye yerken bakamiyoruz bile. Iste bu yuzden zamana kizamiyoruz bizi neden cocuk biraktin hep diye.

May 3rd, 2013
kpoppinspock:

Never forget

kpoppinspock:

Never forget

(Source: unabating)

April 15th, 2013

Şimdi değilse, ne zaman? diyen naif bir şarkı.

April 5th, 2013

The Meaning of Simplicity

Yusuf Hocam, kız kardeşi Leman’ı kaybettikten sonra, en cok neden onun eliyle işlediği dantel perdeleri özlediğini bu şiiri okuyunca anlamış.

“Basit şeylerin arkasına sakladım kendimi ki, beni bulabil.”

THE MEANING OF SIMPLICITY


I hide behind simple things so you’ll find me;
if you don’t find me, you’ll find the things,
you’ll touch what my hand has touched,
our hand-prints will merge.

The August moon glitters in the kitchen
like a tin-plated pot (it gets that way
because of what I’m saying to you),
it lights up the empty house and
the house’s kneeling silence—
always the silence remains kneeling.

Every word is a doorway
to a meeting, one often cancelled,
and that’s when a word is true:
when it insists on the meeting.

March 28th, 2013

Dunyanin ennn Diye baslayan abartili cumlelerin sahibi, mubalaga sanati ustasi bir sevgilim var. asiri derecede sevimli bir seysin diyen Adnan Oktara da cok sey borcluyuz. O olmasa bu mubalaga sayesinde, dev ve asiri kelimelerini gunluk hayatimiza bu kadar katamaz, diyalogumuzu da baslatamazdik. Bazen hala nasil olduguna inanamiyorum. Sanki olmasi gerekiyormus gibi hep. Sanki beni beklemis gibi sessizce ve kaygiyla ve gelince de tum bildiklerini anlatip rahatlamis gibi. 
Ben degil de bir baskasi olsa napardi, bilmiyorum. Ben baskasi olsam, eski ben olsam napardim, bilmiyorum. Her olup biten, sanki onceden tasarlanmis, kagitlara yazilmis ve biz de seve seve oynamisiz gibi. Dunyanin enn guzel ask hikayesi.

Onla gecirdigim zaman boyunca, ona benzedim ben de. Bazen de kendime benzettim onu.
Nasil desem, hep bir rahatlik var uzerimde artik. Ondan sonra hayatimin cogu zamani huzurlu geciyor. En kotu firtinalara soguklara ragmen. Artik bir kunduzu karsi kiyiya geciren duygunun ne oldugunu biliyorum. Virginia Woolf portresi asili duvari olan bir evde, her an gulerek ve opuserek yasamaya hazirim.
Eskiden bu kadar cocuk degildim. Ne kadar salakmisim. Ya da Iyi ki zamaninda cocuklasmisim. Hep cocuk olsam simdiki kadar olgun bi cocuk olamazdim belki de ve goge bakma duraklarini goremezdim. Onun sarkilarini hic duymadan ölür giderdim.
Anlik verilen kararlar nasil da buyuk kelebek etkileriyle hayatimizi degistirebiliyor, hayretler icinde izliyorum, yasiyorum. Ve kendimle gurur duyuyorum su fotograftaki adamin gozlerindeki pariltinin sebebi olabildigim icin.

Erken bir anneler gunu yazisi

Cocukken evimizin salonundaki beyaz koltuklara oturmaktan hep cekinirdim. Kirletmeyeyim diye. Zaten salona da girmez, pek oturmazdik o zamanlar. Sonra topluma, ailelere, annelere bir seyler oldu. Kilitli misafir odalari kilitlenmez oldu. Televizyonlarin ekranlari buyudu. Aksamlari herkes misafir odasinda oturur oldu. Sonra o odalar bosaldi, bosaldi. Anneyle babalar kaldi bas basa. Ama geri donmediler diger kucuk oturma odasina. Oturmadiklari yillarin acisini cikarircasina, en degerli en pahali koltuklarinda oturdular, en iyi porselenlerinden yemeklerini yediler. Anne babalarimiz da buyudu. Bizimle beraber buyuduler, ogrendiler. Esyalarin yilda uc dort kere gelecek misafirlerin kullanimina degil de, kendilerine ait oldugunu fark ettiler. Filmlerden mi? O odaya surekli girip, masalarin altini karalayan cocuklarindan mi ogrendiler bunu, bilinmez. Ama onlar da buyuduler iste. Evdeki mutlulugun esyalarin uzerinde tepinen , onlari eskiten cocuklarinin kahkahalari oldugunu gec de olsa anladilar.
Sonra surdan anladim buyuduklerini. Annem, ben cocukken dolabinda sakladigi yurt disindan gelen parfumlerini cikardi. Her gun surdu onlari. Bitene kadar. Sonra gitti, en pahali magazadan en guzel kokulusunu bulana kadar denedi hepsini, bir suru guzel sise parfum aldi, her gun bolca surdu, siselerini de sakladi. Atmaya kiyamadi. Eskiden kalma saklama, istifleme aliskanligi olsa gerek.
Cocukken ben istesem beni aninda azarlayip kolumdan cekistirirerek uzaklastiracagi cinsten pahali makyaj malzemeleri aldi. Bana da kendisine de.
Hayatin gectigini fark etti cunku. Paranin, mutlulugu satin alamayacagini ama sebep olabilecegini fark etti.
Simdi, ben bir ev kurarken, bana asla kullanmayacagim, yemek odasinin bir kosesinde yillarca bekleyecek, pahali misafir yemek takimlarindan almamayi ogutluyor. Nasil olsa kiriliyor, yitiyor, yenisi aliniyor esyalarin. Bunu ogrenmis. Esyalara anlam yuklememeyi ogrenmis babama tum bulasik makinesindeki tabaklari firlatirken bir gun. Yirmi yilin sonunda o beyaz koltuk takimini atip, yerine yeni takimi alinca ogrenmis esyalarin hayatimizda sadece arac oldugunu.
Ben kendimi bu yuzden hep sansli hissettim. Akilli bir anneye sahip oldugum icin. Ayni zamanda da dunyanin en sulu gozlu annesine. Ya da tum anneler hep huzunlu bakiyor. Ortaya kendi bedenlerinden bir parca koyup, elleriyle yonta yonta bir heykel cikariyorlar. Saclarini citileye citileye legenlerin icinde yikiyorlar. Dokuz yasindayken bile cocuk parfumu alip suruyorlar. Sonra bir gun, onlari saliyorlar sokaga. Ilk kez otobuse binmelerine izin veriyorlar tek baslarina. Ilk kez opusmelerine, uzulmelerine, sarhos olmalarina izin veriyorlar bebeklerinin. Bebekler buyuyorlar, anneler de. Iyi ki de ogreniyor anneler ve ogretiyor her seyi. Iyi ki varlar. Gul kokulu anneler. Beraber buyudugumuz melankolik balik etli kadinlar. Iyi ki varsiniz.